Warning: mysqli_real_connect(): Headers and client library minor version mismatch. Headers:100608 Library:100505 in /home/u8703748/public_html/wp-includes/wp-db.php on line 1635
Hareket Atölyesi: Kolektif bir Dişi Varlık* – Hareket Atölyesi Topluluğu

Hareket Atölyesi, 1999’un Kasım ayında bir atölye çalışması şeklinde başlayıp, bir kaç ay devam ettikten sonra insanlar atölye çalışmasından ayrılmayınca daha uzun soluklu olabileceğini anlayıp kendi kendine şaşıran bir oluşum olarak macerasına başladı. 18 yıllık zaman diliminde bir çok kişi geldi geçti bu çalışmalardan ancak süreç içinde oluşan çekirdek kadro beraberliğine halen devam ediyor. Dışarıdan bakıldığında uzun bir zaman dilimine yayılan bu birliktelik merak konusu olabilir. Hareket Atölyesi topluluğunun bu özelliği belki de herkesin farklı mesleklerden, birikimlerden gelmesi ve çeşitli yaşlarda olmasına bağlıdır. Biz işlerimizi üretirken farklı birikimlere ve enerjilere sahip olmanın avantajını yaşıyoruz. Üretilen projelere bir çok açıdan bakma şansı doğuyor. Bazılarımız, iyileştiren bir dişi enerjiden de bahsedebilir.

Hareket Atölyesi olarak, bir çalışmaya başlarken yazılı oyun metinlerinden yola çıkmıyoruz. O dönem bizim ilgimizi çeken, hislerimize hitap eden, ihtiyaç duyduğumuz konu ve fikirlerden yola çıkıyoruz ve bir ana tema belirleniyor. Bu tema üzerine konuşmaya, araştırmaya başlayınca, bir çok farklı kaynaktan toparlanan ve ilgimizi çeken bilgi, imge, insan, metin, ses/müzik ve durum belirmeye başlıyor. Biz de bu belirenlerle doğaçlamalar yapmaya başlıyoruz. Bir yandan masa başı – genelde çemberde, dağınık ama herkesin birbirini görebileceği şekilde oturarak- çalışmaya devam edilirken bir yandan da doğaçlamaların içinden çıkan ufak kurgu parçaları oluşmaya başlıyor. Doğaçlamalar doyum noktasına geldiğinde bilinmeyene bir kapı açılıyor, arkasında neyin bizi beklediğini bilmeden, doğaçlamalarla beslenerek, kimi zaman imgelerin ve mekanın bize söylediklerini dinleyerek, kimi zaman da yapılanı, açığa çıkanı duymak isteyerek devam ediyoruz. Çalışırken birlikte bir eleştiri, geri bildirim dili geliştirdik. Doğaçlama denemelerimiz sırasında birbirimize yaptığımız yorumlarda ‘ìyi-kötü’ kavramlarının yerine ’ne hissettiğimiz’ sorusuna odaklanıyoruz. Hissettiğimiz şeyleri paylaşırken, süreç içinde oluşan ufak kurgular gelişmeye ve bağlantılar ortaya çıkmaya başlıyor. Bu bağlantıların izini sürmek çok eğlenceli ve sürprizli. En büyük nedeni, düşünerek geliştiremeyeceğimiz örüntülerin oluşması ve bizim bilmediğimiz bir yerden konuşuyor olması. Bildiğimiz bir şeyi yapmak/ icra etmek / paylaşmak ilginç gelmiyor. Temanın etrafında çıkılmış maceralı bir yolculuk sırasında bizim rasyonel olarak kuramayacağımız bağlantılar ve imgesel ilişkiler üzerinden, kendi bilmediğimiz yerde araştırmak, işte bizi en çok besleyen çalışma türü bu.

Hareket Atölyesi olarak bir projeyi gerçekleştirirken yüzeyde bir estetizm yerine, yaratıcılığın kendimize ait otantik biçimlerinden hareket etmeye çalışırız. Yani muhteşem tekniklerin, mükemmel bedenlerde göze gelmesinden öte, çeşitli yaşlardaki sıradan bedenlerin gündelik hareketlerinden besleniriz. Projenin hikaye içeriğinden çok, ağırlıklı olarak duyguları ve etkileşimleri üzerinden bir yol izlenir. Bunun için çalışma sürecindeki her beden, samimiyetle kendi kişisel kaynaklarından yola çıkarak doğaçlamaları gerçekleştirir. Doğaçlamalar her ne kadar bireysel birikimlerden beslense de, projenin bütününe kolektif olarak hizmet eder.  Doğaçlamalar sırasında kişisel kaynaklarımızdan yola çıkmak, bilinç altı yolculuğu veya psikanaliz süreci gibi bir durumla benzerlik gösterebilir. Ancak bu kişisel kaynaklardan beslenen, öznel süreç anonimleşebildiği ölçüde işimize yarar, bütüne hizmet eder. Dolayısıyla grubun çalışmaları, içinde her ne kadar bir çeşit sivil terapi boyutunu barındırsa da, sonuçta terapi kapsamında değildir. Çalışmalar bilinçaltından beslenen ama anonimleşen imgeler ve hareket kurgularına dönüşür, kendine ait yeni bir mecra yaratır.

Başlayan her araştırma / iş / çalışma bizi yeni birşeyler yapmaya çağırır. Doğaçlamalar bizi ayak basılmamış, el değmemiş taraflarımızla yüzleştirirken adeta yolunu bilmediğimiz bir ormana sokup çıkartır. Kendi aramızda oluşan fikir ayrılıklarından besleniriz. Bu ayrılıklar birbirini tetikleyen, yeni yollar ve yapma biçimlerinin oluşmasına neden olur. Kısa yoldan hızlı çözümlemeler işimize yaramaz. Bu nedenle bir projeyi tamamlama sürecimiz genellikle çok uzundur. Zaman zaman kaygıyla kaybolsak da çalışma sonunda mutlaka tamamlanır ve seyirciyle buluşur.

Çalışma sürecinin uzun olması bize genelde iyi geliyor- belki de erkek katılımcıların süreç içinde elenmesi ve kadınların kalmasının altında yatan nedenlerden birisi de budur-. Hayatımızın hemen hemen büyük bir kısmı hız ve koşturma içinde geçtiği için durmaya ve sindirmeye ihtiyacımız oluyor.

Bu yorucu üretimler sırasında çoğunlukla çalışma mekanı, ses, ışık, video çekimleri, fotoğraf çekimleri, koreografi, kostüm ve teknik kendi imkanlarımızla, bizler ve yakınlarımız tarafından çözümlenir. Her yeni üretimin maddi kaynağı bir önceki projeden elde edilen gelirdir, bu da çok kısıtlı bir miktardır. Yani grup açısından bu işin maddi getirisi sıfır, manevi getirisi ise sanırız yüksek ki topluluk 18 senedir durmadan çalışıyor.

Atölyenin bizim için bir diğer özel yanı kendimize ve diğerlerine daha sessiz ve daha yargısız bir noktadan bakabilme ve hayatta kaçırdığımız noktaları görebilme şansı. Herhangi bir imgeyi samimiyetle incelemek, aslında çok güçlü olan sezgilerimize alan açmak ve bazen sadece bedenimiz üzerinden zihnimize varmak çok kıymetli. Sahip olduğumuz ya da öyle olduğunu zannettiğimiz zenginliklerimizi ve zayıflıklarımızı dürüstçe paylaşmak önemli. Hiçbir anlatım diline bağımlı olmamak ve ses, beden, metin, müzik ya da nesne kullanımı gibi her tür malzemeye açık olmamız da bize esneklik veriyor.

Uzun yıllardır beraber çalışıyor olmak birbirimizi nerede durduracağımız ya da coşturacağımızla ilgili önemli bir etken. Sezdiğimiz ortak bir ihtiyaçla başlayan her yeni proje büyümeye başladığında zaten hepimizi saran güçlü bir ruh oluşuyor. Kendi üzerimizden başlayan analiz sürecini, doğaçlamalar ve ürettiğimiz çalışmalarla önce kontrolden çıkarıp, dallanıp budaklanmasına izin verip sonrasında projenin doyuma ulaşmaya başladığını sezdiğimiz dönemde istediğimiz yönde ehlileştirmeye çalışıyoruz. Her seferinde, çalışma bitip sahnelenmeye başlandığındaki ortak duygumuz, oraya gelen bir seyirci olup oyunları izleme isteği oluyor.

Şu an adına Ruhiye dediğimiz yeni bir proje üzerinde çalışıyoruz. Grubun Ruhiyeleri geçmiş deneyimler, gündelik yaşamlar ve bilinmeyen bir gelecek algısıyla hatıranın, rüyanın, hayalin mekanlarında tek ve kolektif bir dişi varlık arayışında. Alışılmış ve sıkıştığımız zaman-mekan algısı dışında, boşluklar yaratarak, bilinmeyen bir paralel evrende tek bir Ruhiye’ye dönüşebilecek miyiz? Bunu zaman gösterecek.

Neden Hareket Atölyesindeyim?

Ben, Ece Ulutan Yüceil. Derin bir bakışla her şey ve herkes merak uyandırıcı olabilir. Atölyenin benim için en özel yanı kendime ve diğerlerine daha sessiz, daha yargısız bir noktadan bakabilme ve hayatta kaçırdığımız noktaları görebilme şansı. Atölye bana göre eşi benzeri olmadığı için, hep başka bir kişi olup oyunları izleme isteği yaratmıştır.

Ben, Deniz Yamanus. Omuzlarımda yoğun geçen yılların ağırlığı, göğsümü sıkıştıran duygu fırtınaları arasında aramadığım, düşünmediğim bir yol çıktı karşıma. Yürüdüğüm yolda hayatımı dolduran onca şey varken her şeyi öğrenme arsızlığı içinde bilinmezin içine daldım hiç düşünmeden. Bu yolda emeklemeye başladığımda, 30 yıldan fazla bir zaman geçirdiğim, her bir hücreme işlemiş mesleğimden (bale) başka bir dünyaya gözlerimi açmakta çok zorlandım. Bizleri bir araya getiren şeyin 18 yıllık birlikteliği de beraberinde getireceğini düşünmedim. Geçici bir deneyim olmalıydı benim için. Başka bir yola gitmem gerektiğinde de labirentin içindeymişim gibi, çıkış yolunu bulamadım. Şimdi de hücrelerimi ele geçirdiler.

Ben, Gizem Erman Soysaldı. Atölyeye tam 10 yıl önce, 2008 Haziran’ında dahil oldum.  Hareket etme, bedenini tanıma, bedeninle ve diğerlerleriyle ilişki kurma, doğaçlama, dans etme, ihtiyacı. Ama en öne çıkanı ‘iyileştiren dişi enerjisi’ diyebilirim.

Ben, Gülsu Okay. Dans benim için küçüklüğümden itibaren çok zevk aldığım bir alan oldu. İçimdeki duyguları dışa vurmanın ve özgürce ifade etmenin yolunun doğaçlama teknikleri ile gerçekleşebileceğini ilk olarak Almanya da katıldığım ‘İfade Dansı Topluluğu’nda (Ausdruckstanz) ve dans terapisi eğitiminde fark ettim. 1999 yılının Kasım ayında Zeynep Günsür tarafından henüz yeni kurulan Hareket Atölyesi Topluluğu’na çok isteyerek katılmamın nedeni çalışmaların özellikle beden-hareket-dans-müzik-metin-söz-ses-mekansal ilişkileri araştırması ve deneysel olmasıydı.

Ben, Leyla Okan. Otuz yıldan fazla bir zamandır Görsel Sanatlar alanında güncel sanat üreticisiyim. Yerleştirmelerimi yaşanmış mekanlarda, mekanın enerjisiyle, doğaçlama olarak gerçekleştiririm. Bir hikaye anlatıcısı gibi hareket ederken, aslında hikayenin duygularını ortaya koyan nesneler üretip yerleştirdikten sonra, hikaye kısmını izleyiciye bırakırım. Hareket Atölyesi ile birlikte olmamın nedeni, bu anlatım biçimini farklı bir disiplinle, yine doğaçlama olarak – oyunu da bir mekan gibi düşünürsek –  gerek hareket üzerinden kendi bedenimde, gerekse kostüm amaçlı giyilebilir heykeller gerçekleştirme imkanını bulduğum içindir. Bu nedenle on yıldır Hareket Atölyesi ile birlikte çalışmaktayım.

Ben, Nilgün Büyükgökçesu. Ruhuma, bedenime ve kafama iyi geldiği için atölyedeyim. Yaratıcılığımı ortaya çıkarmaya yardımcı oluyor. Gruptaki kadınların enerjisi de iyi geliyor.

Ben, Sibel Günsür. Oldukça uzun bir zaman önce ağır bir hastalıkla boğuşurken, kızım böyle bir atölye çalışmasını başlattığını, benim de buna katılmamın çok iyi olabileceğini söylemişti. İlerleyen zamanlarda, biz kendi yaşadıklarımızı, duygularımızı doğaçlamalarla ifade etmeyi öğrenmeye çalıştık dolayısıyla herşeyde kendimiz vardık. Bu kadar senedir bu atölyede olmaktan ve bu çalışmalara katılmaktan hep mutlu oldum. Gençlerle çalışmanın da çok büyük katkıları oldu bana. Bir şeyler yarattığımı hissetmek güzel bir histi, umarım bundan sonra da böyle devam eder.

Ben, Zeynep Günsür. Atölye çalışmasını başlatıp, “bir kaç ay devam etse keşke” dediğimden beri 18 yıl geçmiş. Atölyenin olmadığı bir hali düşünemiyorum artık. Birlikte üretmek ve yaratıcı alanı paylaşmak için buradayım. Atölyenin içinde bilmediğim yerlere gitmek, tanışmadığım insanlarla tanışmak ve bu süreçteki deneyimlerden heyecan duymak galiba hala beni motive eden en önemli nedenler.

*TEB OYUN dergisinde basılmıştır (sayfa 35-42, Sayı 38, Yaz 2018)