Warning: mysqli_real_connect(): Headers and client library minor version mismatch. Headers:100608 Library:100505 in /home/u8703748/public_html/wp-includes/wp-db.php on line 1635
“Erkekler sevmekle sahip olmak arasındaki farkı öğrenmeli” – Hareket Atölyesi Topluluğu

Dokuz yıl önce Zeynep Günsür tarafından kurulan Hareket Atölyesi “Insanhk Hali”yle tekrar karşımızda Irisan olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şeyin empati olduğunu söyleyen Gunsur’le enine boyuna insan halini konuştuk.

İnsanlık Hali ilk ne zaman gösterildi? İlk olarak 2007 Mayıs ayında garajistanbul’da gösterildi.

İnsanlık Hali’ni bize biraz anlatabilir misiniz? 

Episodik bir anlatım yapısı olan, belli bir tema/konsept üzerine giden, beden ve hareket odaklı araştırmalarla oluşturulmuş bir hareket tiyatrosu örneği diyebiliriz.

Insanlık Hali daha ziyade bir iç geçirme mi yoksa iç dökme mi?

 Ikisi de aslında. Zaman zaman kendi kendimize kaldığımızda yaşadıklarımızı düşünerek, yeniden canlandırarak kafamızda bir iç geçirme hali var. Zaman zaman da yanımızdakilerle paylaştığımız bir iç dökme hali. Belki kadın iletişimine ait bir şeydir bu… Rahat hissettiğimiz kadın dostlarla yaptığımız gibi, kendimizi komik bulduğumuz durumları, acınacak hallerimizi gözler önüne serme durumu.

Çıkış noktanız neydi? Nasıl bir motivasyonla kuruldu Hareket Atölyesi? 

Bedensel çalışmalar yapmak üzere, haftanın iki günü Roxy Club’ın açık olmadığı günlerde, orayı bir dans stüdyosuna dönüştürerek

oluşturuldu. Bedenlerimizle barışmak, farkında olmak, esnetmek, rahatlatmak, güçlendirmek amacıyla başladık çalışmaya. (Hatta bunları belirten bir gazete ilanı verdim, o ilana gelenlerle başladık.) Başlangıçta “gösteri yapalım” düşüncesi yoktu. Sene boyunca yaptığımız çalışmalardan çok keyif alıp, sene sonunda bunların arasından bazılarını seçip, basit bir kurgu içinde eşe dosta gösterdiğimiz “müsamereler” yapmaya başladık. 1999’un kasım ayında başladığımız çalışmalar, birkaç sene içinde çekirdek bir grubun oluşmasıyla, ekip çalışmasına döndü. Zaman içinde daha profesyonel çalışmalar yapmaya başladık. Daha doğrusu, beden/hareket/mekan/ses kurgularımız gelişti. Böylece her sene bir proje oluşturmaya başladık. Çalışmalar aynı şekilde, atölye mantığı ile devam ediyor ama her senenin bir teması/konsepti var artık. Böylece her sene bir proje ortaya çıkıyor.

Gösteride farklı yaş gruplarından kadınlar yer alıyor. İnsan(luk) Hali kadınlar üzerinden anlatılan bir hikaye midir?

Evet, doğal olarak böyle gelişti. Atölyede hiçbir zaman “Aman, erkekler gelmesin, biz kadın kadına olalım” demedik. Arada katılan erkekler oldu. Bir müddet sonra sıkıldılar sanırım. İnsan(lik) Hali işi de varolan kişilerle oluşturuldu, sonuçta hepimiz kadındık. Yalnız dikkat ederseniz adı insan(lik) hali, yani biz bir (1k) hali tarif ediyoruz, kendimize göre bir hal bu.

Insanlık halinin tahammül edemediğiniz noktası nedir? 

Insanlığın içinde bulunduğu durum gerçekten tahammül edilmez bir noktada, genel olarak. Hâlâ savaşıyoruz, hâlâ ötekine karşı kin besliyoruz, hâlâ doğayı tahrip ediyoruz, hâlâ, hâlâ, hála… Bizim insanlık) hali işimizin kendisini sevip, benimsiyoruz sanırım. Bütün bu olup bitene karşı, eleştirisini de taşıyan ama kendini küçük düşürmeyi de bilen bir tavır içindeyiz. Yani, “Bakın biz bunları söylüyoruz, dikkat edin, öğrenin, yanlışlarınızı düzeltin” demiyoruz. Çünkü, eğer araba kullanıyorsan sen de doğayı mahveden bu sistemin içindesin, petrol savaşlarının içindesin. Hepimizin giydiği sportif giysiler, uzak doğuda çocuk işçiler sömürülerek yapılıyor. Kaç kişi onları giymeyi reddediyor? Kendimizin de eleştirdiğimiz her şeyin bir parçası olduğunu biliyoruz. Bir farkındalık geliştirmeye çalışıyoruz belki, bunları yüzümüze vurarak. Teknik olarak soruyorsanız, kostümlerimizi taşımak biraz dertli, o açıdan turnelere çıktığımızda bir tahammülsüzlük olabilir. (Hem çok narin, hem de hafif bir malzemeden yapılmış olsalar da taşıması zor.)

Başkalarının acılarını ya seyrediyoruz/dikizliyoruz ya da ötekileştiriyoruz. “Insanlık Hali”nin bize dokunmasını istediğiniz yerden bahseder misiniz?

 Bir önceki sorunun cevabında da değindim biraz; biz eleştirdiğimiz insanları, halleri başkalaştırmadan, kendimizi potanın altına alıp, kendimizi küçük düşürüp, kendimizle dalga geçtik diye düşünüyorum. Dolayısıyla seyirciyle direkt bir temas var. Seyredenlerden genelde aldığımız tepki de bu yönde oldu. “Kendimi bir anda şunu / bunu/x’i düşünürken buldum, kendimden utandım” diyenler oldu. Siz performansçı olarak “üstten” bir dil geliştirmezseniz, seyreden de geliştirmiyor. Bir anda gerçek bir hal’i yaşamaya başlayabiliyorsunuz.

En çok ihtiyaç duyduğumuz şeyler nedir sizce? 

Empati. Karşımızdaki ile “Ben onun yerinde olsaydım nasıl düşünürdüm/ne yapardım/ ne söylerdim?” türü bir ilişki geliştiremediğimiz sürece hiçbir şey değişmeyecek. Çok daha fazla üreterek ve daha az tüketerek yaşayabileceğimizi hızla yeniden öğrenmeye de çok ihtiyacımız var.

İhtiyaç duymadığımız şeyler nedir? 

Nefret duymaya ihtiyacımız yok, başkasını aşağılamaya da.

İktidar/iktidarsızlık sizin için ne ifade ediyor? 

Kontrol etme isteği yanlış noktalara giden bir hal. Kendimizle ilgileneceğimiz, kendimizi geliştirmeye odaklanacağımız yerde başkaları ile uğraşıyoruz. Sahip olma isteği de çok yaralayıcı bir istek aslında. Neye sahip olabiliriz ki? Aslında hiçbir şeye ve hiç kimseye. Sadece sevebiliriz, birlikte olmak isteyebiliriz. Dolayısıyla iktidar kavramı, belki sadece farkındalık geliştirmeye dönüşmek zorunda. Birbirimizin farkındalıklarını geliştirmek.

İnsan kendisinde olan “ayip bir şeyi başkasında gördüğünde neden tahammül edemez? içki içip sarhoş olan bir insanın sadece kendi sarhoşluğunu anlaması ya da tolere etmesi gibi bir şeyden bahsediyorum. 

Daha kolay çünkü öyle davranmak. Kendimizle yüzleşmekten kaçınmayı öğreten toplumsal hayatlar sürüyoruz.

Bu sayımızın ana konusu “Erkek”. 2008 Türkiye’sinde erkeklerle ilgili düşünceleriniz nedir? 

Sevmekle, sahip olmak arasındaki farkı öğrenmeleri lazım. Dayatılan rolleri değil, kalplerinden geçeni takip etmeleri lazım. Her zaman güçlü/iktidarlı olmak zorunda değiller. Kendileri ile biraz daha dalga geçebilmeyi öğrenseler, hayat ne kadar güzelleşecek herkes için.

Gösteri tarihleri: 
14 Nisan garajistanbul/ saat 20.00’de
13 Mayıs – Galata Köprüsü/saat 21.30’da (Şehir Tiyatroları/CGSG (Çağdaş Gösteri Sanatları Girişimi) işbirliği ile “Dans Maratonu” kapsamında)
16 Mayıs – Kapıkırı/18.00’da (BAFA Festivali kapsamında)
22 Mayıs – santralistanbul (CGSG işbirliği ile “Geçici İşgal” kapsamında